«Қазақстан ғылымының дамуы мен келешегі жастар көзімен»



Pdf көрінісі
бет35/40
Дата22.12.2016
өлшемі5,89 Mb.
#32
1   ...   32   33   34   35   36   37   38   39   40

KAYNAKLAR: 
1.
 
Hacıeminoğlu, Necmettin. 2000. Karahanlı Türkçesi Grameri. Ankara: TDK Yayınları. 
2.
 
Hüseyinov, Gaysa. 1999. “Bir Sistem Olarak Eski Türk Edebiyatı ve Kâsgarlı Mahmud’un 
Dîvânü Lûgati’t Türk Adlı Eseri”. Dîvânü Lûgati’t-Türk Bilgi Söleni Bildirileri. Ankara: TDK Yayınları. 
s.s 78-84 
3.
 
Kasgarlı, Mahmud. 1986. Divan-ü Lûgat’it-Türk. Çev. Besim, ATALAY. Ankara: TDK 
Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi. 
4.
 
Çelik Savk, Ülkü. 2002. Kırgız Atasözleri. Ankara: TDK Yayınları Ankara Basımevi 
 
AHMET BAYTURSUNOĞLU 
 
Ауелбекова Шынар 
Сулейман Демирел университеті 
PhD. Аға оқытушы 
Сайдешов Султанбек 
Экономика факультеті 
 
Қаржы бөлімінің 1 курс студенті
 
Түйіндеме: Ахмет Байтұрсынұлының өмірі мен шығармашылығына тоқталдық. Әсіресе А. 
Байтұрсынұлының қазақ тілі мен әдебиеті саласындағы еңбектерінен тереңірек мағлұмат беруге тырыстық. 
Сонымен қатар журналистика саласында атқарған қыруар еңбектерінде мақаламызға арқау еттік.  
 
Ahmet  Baytursunoğlu  28  (15)  Ocak  1873  tarihinde,  Torgay  bölgesindeki  Sarıtübek’te  (şimdiki 
Kostanay  Vilayeti,  Torgay  bölgesi,  A.  Baytursunoğlu  köyünün  bulunduğu  yer)  dünyaya  gelmiştir.[1,8] 
Bazı  makalelerde  A.  Baytursunoğlu’nun  doğum  tarihi    bazen  1870,  bazen  de  1872  olarak 

gösterilmektedir. Kendisi hayattayken yazdığı özgeçmişinde doğduğu yılı 1973 olarak belirtiyor. Alimin 
50.  yıl  dönümünü  1923  yılında  kutlandığına  göre,  A.  Baytursunoğlu’nun  doğum  tarihini  1873  olarak 
kabul etmemiz doğru olur) [2,4] . Babası Baytursunoğlu Şoşakoğlu, Arğın soyuna mensup olup, meşhur 
Kazak  kahramanı  Ümbetey  Batır’ın  torunudur.  Baytursunoğlu  Şoşakoğlu  bölgede  tanınan  saygın  bir 
insan  olup,  topraklarının  Ruslar  tarafından  işgâl  edilmesine  tahammül  edemediği  için  ilçenin  idarecisi 
Albay  Yakovlev’e  karşı  sürekli  mücadele  halindedir.  Ahmet’in  çocukluk  yılları  böyle  bir  mücadele 
dönemine  rastlar.  Nihayet,  1885  yılında  babası  ve  amcası,  bir  kavgada  Albay  Yakovlev’i  yaraladıkları 
için,  tüm  mallarına  el  konularak  Sibirya’ya  sürgün  edilirler.  Böylece  Ahmet  daha  on  üç  yaşındayken 
babasız kalmıştır. Babasının Sibirya sürgünü tam on beş yıl sürmüştür.[3,280] 
A.  Baytursunoğlu  okuma  yazmayı  doğduğu  köyünde  öğrenmiştir.  Orta  öğrenimini  Torgay 
şehrindeki  Rus-Kazak  Mektebinde  1886-1891  yılları  arasında  yapmıştır.  18911-1895  yıllar  arasında 
Orenburg'taki  Rus  öğretmen  okulunu  bitirmiştir.  Öğretmen  okulundan  mezun  olur  olmaz  öğretmenliğe 
başlamış; 1895-1909 yılları arasında Kostanay, Aktöbe ve Karkaralı şehirlerindeki okullarda çalışmıştır. 
Çalışma yıllarında hayatı yakından tanır, adâlet için mücâdele eder, halkın sırtından zengin olanlara karşı 
çıkar. Çarlık Rusyasının sömürgeci siyasetini eleştirir. Bir taraftan köy ve kasaba okullarında, sonraları 
iki  yıllık  yüksek  okullarda  öğretmenlik  yapar.  Öğretmenlik  yıllarında,  çeşitli  kitaplar  okur,  edebiyatla 
ilgilenir,  ders  kitapları  yazar,  tercümeler  yapar,  şiir  yazar  ve  sözlü  halk  edebiyâtı  verimlerini  toplar. 
Okumuş  bir  insan  olmasının  yanı  sıra  serbest  tabiatı,  cesareti  ve  düşünür  olmasıyla  halk  arasında  ünü 
yayılmaya başlar. Polis muhbirlerinin iftirâsına binâen suçlanır. Böylece Karkaralı’daki iki yıllık okulun 
müdürü  A.  Baytursunoğlu,  Rus  askerî  vâlisi  Troynitçki’nin  emriyle  1  Temmuz  1909  tarihinde  Semey 
hapishânesine hapsedilir ve mahkemesiz, hükümsüz, haksız yere sekiz ay yatar. Sonunda, Kazakistan’da 
ikamet  etme  hakkı  elinden  alınarak  21  Şubat  1910  tarihinde  hapishâneden  çıkarılır.  Aynı  yılın  Mart 
ayında Orenburg şehrine gider. Burada 1910-1917 yılları arasında halkını aydınlatmak, kalkındırmak ve 
Rusya’nın  sömürge  siyasetine  karşı  mücadele  etmek  yolunda  çeşitli  çalışmalar  yapar.  Bunlardan  en 
önemlisi,  1913-1917  yılları  arasında  “Kazak”  gazetesinin  yazı  işleri  müdürlülüğünü  yürütmesidir.  A. 
Baytursunoğlu  “Kazak”  gazetesinde  yazdığı  makalelerde  özellikle  dil  ile  ilgili  problemleri  ele  aldı. 
Kazak  dilini  koruyup,  geliştirmenin  gerektiğini  ileri  sürdü.  Bundan  dolayı  Kazak  çocukları  kendi  ana 
dilinde  okuması  gerektiğini,  okullardaki  eğitim  işlerinin  yola  konulması  gerektiğini  sık  sık  dile 
getirdi.[1,9-10] 
Bu gazetede ve başka yayın organlarında yazdığı makalelerde Kazak halkının çeşitli meselelerini ele 
alıp onlara çözümler getirmeye çalıştı. İleri sürdüğü fikirlerle o devir Kazak aydınlarının manevî  lideri 
oldu.  1917  yılında  kurulan  ve  gayesi  Kazakları  Rus  idaresinden  kurtarmak  olan  millîyetçi  Alaş  Orda 
Partisi’nin  kurucuları  ve  liderleri  arasında  yer  aldı.  Bu  partinin  öncülüğünde  kurulan  Alaş  Orda 
Hükûmeti’nin Millî Eğitim bakanlığını yaptı. (1917-1919). [4,263] 
A. Baytursunoğlu 1920 yıllardan başlayarak çeşitli devlet dairelerinde yöneticilik işlerini yaparken 
de,  öğretmenlik  işlerine  ara  vermedi.  O  1921-1926  yılları  arasında  Orenburg’taki  Eğitim  Enstitüsünde, 
1926-1928  yılları  arasında  Taşkent  Kazak  Pedagoji  Enstitüsünde  Kazak  Dili  ve  Edebiyatı  derslerini 
verdi.  1928  yılının  Eylül  ayında  Almatı’da  Kazak  Millî    Üniversitesi  açıldı.  Bu  üniversitede  A. 
Baytursunoğlu Kazak Dili ve Edebiyatı bölümünde Profesör olarak çalıştı.  
A.  Baytursunoğlu  1929  yılında  millîyetçi,  Turancı  ve  Sovyet  idaresine  karşı  olduğu  gerekçesiyle 
tutuklanarak hapse atıldı. 1934 yılında serbest bırakıldıysa da 1937 yılında tekrar tutuklandı ve öldürüldü. 
Eserleri 1929 yılından itibaren 1988’e kadar yasak idi. 
 A. Baytursunoğlu eğitimcilik işini kendisinin vatandaşlık vazifesi ve hayatının gayesi olarak saydı. 
Şiirlerinde  halkını  uyanmaya,  cehâletten  kurtulmaya,  hür  ve  bağımsız  olmaya  çağırır.  Bununla  birlikte 
Kazak  bozkırlarındaki  okulların  durumunu,  çocuk  eğitiminin  nasıl  olması  gerektiği  konusundaki 
makaleleri  gazete  ve  dergilerde  yer  aldı.  [1,13]  1913  yılında  “Kazak”  gazetesinde  “Oku  Jayı”  (Eğitim 
Durumu) adlı makalesi yayımlandı. [5,26] 
Çocuk  eğitiminde  en  mühim  basamak,  ilk  okuldur.  Bundan  dolayı  A.  Baytursunoğlu  eğitimin  bu 
safhasına  dikkat  çekmiş,  gereken  önemi  vermiştir.  Bu  konudaki  görüşlerini  1914  yılında  yazdığı 
“Bastauış Mektep” (İlk Okul) adlı makalesinde ele aldı. [5, 10] 
Ahmet  Baytursunoğlu  1910  yılından  itibaren  Kazak  alfabesi  ile  uğraşmaya  başlar.  Bu  güne  kadar 
diğer Türk halkları gibi Kazakların da kullandığı Arap alfabesinin Kazak dili için uygun olmadığını fark 

ederek, onu  Kazak dilinin ses  sistemine uygun olarak islah etme konusunu ele aldı.  Onun için ilk önce 
Kazak dilinin ses sistemini araştırmaya başladı. 
Kazak dilinin ses sistemi ve onları simgeleyen harfler hakkındaki fikirlerini 1912 yılından itibaren 
“Aykap” dergisi ve “Kazak” gazetelerinde yayımlamaya başlar.  
A. Baytursunoğlu’nun Arap yazısını Kazak diline uygun hâle getirmek üzere hazırladığı alfabesini 
Kazak  toplumu,  özellikle  öğretmen  cemiası  hiç  tereddütsüz  kabul  etti.  Çünkü  Baytursunoğlu’nun 
hazırladığı    yeni  alfabe,  Kazak  Türkçesinin  yapısına  uygun  ilmî  esaslara  dayanan  bir  yazı  sistemiydi. 
Bununla  birlikte  1912  yılından  itibaren  onun  hazırladığı  yeni  yazı  kullanılmaya  başladı.  Sadece  1915 
yılında  bu  yeni  yazı  ile  yaklaşık  on  beş  kitap  neşredildi.  1912  yılından  itibaren  bu  yazıyı  Müslüman 
okulları ve Kazak-Rus okullarında kullanmaya başladı. 
Böylece  Arap  alfabesi  esas  alınarak  yapılan  yeni  Kazak  yazısı  1924  yılında  Orenburg’ta  Haziran 
ayının  on  ikisi  günü  başlayan  Kırgız  (Kazak)  alimlerinin  ilk  toplantısında  ele  alındı.  Toplantıda  A. 
Baytursunoğlu,  alfabe  meselesini  ele  aldığı  “Elipbi  takırıptı”  konulu  semineri  verdi.  O  tebliğinde  Türk 
halklarının kullandığı yazısının olduğunu, onu bırakıp başka yazıya geçmenin kolay olmadığı fikrini bu 
toplantıda ispat eder. 
A. Baytursunoğlu 1926 yılında Bakû şehrinde yapılan Uluslar arası Birinci Türkologlar toplantısında  
islah edilen Kazak yazısını tanıtarak, Kazakların Lâtin harfine geçmesine karşı çıkar. Eskiden kullanılan 
milletin  diline  uygun  olarak  yeniden  düzenlenen  Kazak  yazısını  bırakıp,  Lâtin  harflerine  geçmenin 
siyasî-ideolojik ve ekonomik bakımdan anlamsız olduğunu ileri sürer. Aksine, yazı sistemi değiştirildiği 
takdirde,  asırlarca yaşatılan mirastan, yazı geleneğinden uzaklaşma tehlikesini dile getirdi. 
A. Baytursunoğlu,  Kazak çocuklarının kendi ana dilinde okuyabilmesi için çok emek veren kişidir. 
Bundan  dolayı,  Kazakça  okuma  yazma  öğretmek  amacıyla  elifba  kitabını  yazdı.  Bu  “Oku  Kuralı” 
(Okuma  kitabı),  ilk  defa  Orenburg’ta  neşredildi.  Bu  kitap  1912-1925  yılları  arasıda  yedi    kez  tekrar 
basıldı. Baytursunoğlu, 1926 yılında “Elifbenin” yeni baskısını hazırladı. Bu, günümüzde yazılan resimli 
ders kitabı idi. Baytursunoğlu, sadece okul öğrencilerine değil, büyükler için de okuma yazma öğretme 
gayesindeki “Elip-bi” kitabını yazdı. Bu kitap 1924, 1926 yıllarda yayımlandı. [1,16-20] 
18  Mart  1929  tarihinde  Ahmet  Baytursunoğlu,  kendisinin  kaleme  aldığı  hayat  hikâyesinde  şu 
bilgileri  verir:  “Orenburg’a  geldikten  sonra,  ilk  olarak  Kazak  dilini,  ses  bilgisi,  şekil  bilgisi  ve  cümle 
bilgisi  açılarından  inceledim.  İkinci  olarak,  yazmayı  kolaylaştırmak  için  Kazak  alfabesi  üstünde 
çalışmalar  yaptım  onu  geliştirdim.  Üçüncü  olarak,  Kazak  yazı  dilini  yabancı  dillerin  sultasından 
kurtarmak için çalışmalar yaptım. Dördüncü olarak da, yazışma dilini, gazete dilini, resmî yazışma dilini 
ve  ilim  dilini,  edebî  dil  açısından  inceleyip  yanlışlıkları  düzeltmeye  çalıştım.  Terimlerin  Kazakçalarını 
bularak bunları belli bir sisteme koymaya çalıştım. Bütün bunlar, kendi yazdığım ders kitapları ve yazı 
işleri müdürlüğünü yaptığım Kazak gazetesi vâsıtasıyla gerçekleştirildi. [6,15] 
1912 yılında  yayımlanan “Oku Kuralı” (Okuma kitabı) kitabından sonra  A. Baytursunoğlu Kazak 
Türkçesinin ses,  kelime, cümle sistemini öğretmek amacıyla “Til Kuralı” (Dil Kitabı) adlı üç bölümden 
oluşan ders kitabını yazmaya başlar. Bu kitabın birinci bölümü, yani fonetik kısmı 1915 yılında ilk defa 
neşredilir.  Bundan  sonra  da  bu  bölüm  birkaç  defa  eksiklikleri  giderilerek  tekrar  basılır.  Kazak 
Türkçesinin  morfolojisi  ile  ilgili  ikinci  bölümü  ise,  1914  yılında  neşredilir.  Bu  bölüm  de  birkaç  defa 
tekrar basılır. Sentaksla ilgili üçüncü bölümü ise, 1916 yılından itibaren altı defa basılır. [1,20] 
A. Baytursunoğlu “Til-Kural” kitabının ön sözünde şöyle diyor: “Dil insanı insan yapan unsurlardan 
en  önemlisi  ve  insanın  kullandığı  vâsıtalardan  biridir.  Yeryüzündeki  insanlar  dilsiz  kalsalar,  konuşmaz 
hâle gelseler ne kadar bir kötü duruma düşerlerdi. Bugün insanlar yazmayı unutsalar, yazamaz olsalardı, 
bu da en az dilsizlik kadar acı ve çekilmez bir hâl olurdu. Çağımız, yazı çağı; yazı ile anlaşmanın dille, 
ağızla anlaşma ve söyleşmeden daha önemli olduğu bir çağ” [1,141-142] 
Bundan sonra yazar, yazı ve yazıyı öğretmede karşılaşılan problemlere değinir. Kazak okullarındaki 
eğitim sistemini ele alır; eğitimde karşılaşılan zorlukları dile getirir. Problemleri dile getirmekle kalmaz, 
kendi fikir ve tekliflerini de ortaya koyar. 
“Dünya dilleri aslında üçe ayrılır: 1. Tübirşek til (Tek heceli diller), 2. Jalğamalı til (Eklemeli diller), 
3.  Koparmalı  til  (Bükümlü  diller).  Tek  heceli  dillerde  kelime,  yeni  mânâları  ifâde  ederken  hiçbir  şekil 
değişikliğine uğramaz. Çin ve Japon dilleri gibi. Eklemeli dillerde yeni kelimeler eklerle yapılır. Türk dili 

ve Fin dili gibi. Bükümlü dillerde ise yeni kelimeler, kelime kökünün bükülmesi ile yapılır. Rus dili ve 
Arap dili gibi. [1,143] 
Biz de dilimizi korumak istiyorsak, önce başka topluluklar gibi kendi dilimizle eğitim yapmalıyız; 
ondan sonra başka dilleri öğrenmeliyiz ve öğretmeliyiz. İlk okullarda diğer derslerle beraber Kazak dili 
dersi de okutulmalıdır. 
“Til-Kuralı” adlı ders kitabı şu bölümlerden oluşmaktadır: 
1.
 
Söz başı (1-3 s) 
2.
 
Dilin unsurları: Konuşma ve cümle, cümle ve kelime, kelime ve heceler, hece ve ses (3-10 
s) 
3.
 
Kazak Dilindeki sesler ve bu sesleri karşılayan işaretler (11-14 s) 
4.
 
Kelime gövdeleri (15-16 s) 
5.
 
Kelimeyi yazmanın başlıca kâideleri (17-18 s) 
6.
 
Ekler (yapım ekleri) (19-26 s) 
7.
 
İsim, sıfat, zamir, fiil (27-33 s) 
8.
 
Edatlar (34-37 s) 
9.
 
Zarf, Bağlaç, Ünlem (38 s) 
10.
 
Satır sonuna sığmayan kelimelerin yazılışı (39 s ) 
Kitapta  her  konu  için  gerekli  açıklamalar  örneklerle  yapılmış  ve  konu  sonunda  alıştırmalar 
verilmîştir.  
A.  Baytursunoğlu  dil  öğretme  amacıyla  yazılan  “Oku  Kuralı”  ve  “Til  –  Kuralı”  çalışmalarının 
dışında,  gramer  alıştırmalarının  yer  aldığı  bir  çalışması  da  vardır.  Bu  çalışmasını,  “Til  Jumsar” 
(konuşma) adı ile iki bölümden oluşan iki kitap hâlinde 1928 yılında Kızılorda’da neşretmiştir. Yazar, bu 
çalışmasının  üç  bölümden  oluşacağını  belirtmiş,  fakat  bitiremeden  1929  yılında  tutuklanmış.  “Til 
Jumsar”  çalışmasının  35  sayfadan  oluşan  birinci  bölümü  “konuşma,  okuma,  uygulamalı  yazı  dili” 
bölümlerinden  meydana  gelmektedir.  İkinci  bölümünde  ise,  birinci  bölümdeki  konular  genişleterek 
verilmîş.  Ayrıca  bu  bölümde,  çeşitli  metinler,  alıştırmalar,  sorular  vardır.  Yazarın  bunlardan  başka 
“Bayanşı”  (beyan  eden)  adlı  kitabı  vardır.  Bu  çalışması  harfleri  anlatmaktadır.  Kitap,  1912  yılından 
itibaren birkaç kez yayımlanmıştır.  
Bununla birlikte yazarın okuma yazma metodları ile ilgili çalışmaları da bulunmaktadır. Bu konu ile 
ilgili  “Elip-bi  Astarı”  (Okuma  Yazmanın  Temeli)  çalışması  bulunmaktadır.  1927-1928  yılları  arasında  
“Jana  Mektep”  (Yeni  Okul)  dergisinde  “Ana  Tilinin  Edisi”  (Ana  Dilinin  Metodları),  “Zertteu  men 
Sügiretşilik Edisi Turalı” ( Araştırma ve Resim ile İlgili Metodlar), “Kay Edis Jaksı” (Metodların Hangisi 
İyidir) adlı metotla ilgili problemlerden bahseden birçok makale yayımlar. 
Ahmet Baytursunoğlu’nun Kazak Edebiyatı Araştırmaları 
A.  Baytursunoğlu’nun  edebiyatla  ilgili  çalışmaları  da  bulunmaktadır.  Yazar,  1895  yılında 
“Turgayskaya Gazeta” dergisinin Eylül 24, 39 sayılarında  “Kirgizcky Primetı i Poslovitsı” (Kırgızların 
İnançları  ve  Atasözleri)  adlı  makalesini  yayımlamıştır.  Bu  makalesinde,  tarımla  ilgili,  mevsimlerin, 
günlük hava durumunu tahmin eden halk  arasında söylenen otuz altı atasözünden bahsetmektedir. 1923 
yılında  “Er  Sayın”  destanını  Moskova’da  neşreder.  1926  yılında  “23  joktau”  (23  ağıt)  adlı  eserini 
hazırlayıp Moskova’da yayımlar. Bu çalışmasında da halk edebiyatından örnekler vermiştir. Kazakların 
400  senelik  tarihini  kapsayan  böyle  örnekleri  yayımlamasının  gerekçelerini  kitabının  ön  sözünde 
açıklamıştır.  
Edebiyatla  ilgili  fikirlerini  “Kazak”  gazetesinin  1913  yılında  yayımlanan  39-41  sayılarında 
“Kazaktın Bas Akını” (Kazakların Baş Ozanı) adlı geniş kapsamlı makalesinde neşretmiştir. Bu makale, 
ulu  Abay’ın  eserleri  ile  ilgili  yazılan  ilk  ilmî  çalışmadır.  A.  Baytursunoğlu’nun  “Edebyat  Tanıtkış” 
(Edebiyat  Tanıtıcısı)  adındaki  geniş  kapsamlı  çalışması,  edebiyat  tarihi  ile  ilgili  ilk  ilmî  çalışma 
sayılmakta ve bugün de edebiyat araştırmalarının ilk önemli örneği sayılmaktadır.  
Ahmet Baytursunoğlu’nun müzik konusunda da bilgisi vardır. Millî sazları ve piyanoyu iyi şekilde 
çalardı. Kazak müzik sanatını ilk araştıran, dünyaya tanıtan ünlü A. Zatayeviç “Kazak Halkının Mın Eni” 
(Kazak  Halkının  Bin  Şarkısı)  isimli  1925  yılında  Orenburg’ta  basılan  kitabında  Ahmet 
Baytursunoğlu’nun kendi millî şarkılarını çok iyi bildiğini ve bu şarkıları çok güzel yorumlayabildiğini 
hem de ustaca saz çalabildiğini yazmıştır. 

Ahmet  Baytursunoğlu’nun  sadece  dil  ve  edebiyat  alanıyla  değil,  etnografi  ve  tarih  konuları  ile  de 
ilgilendiğini  belirtmeliyiz.  Muhtar  Awezov  1923  yılında  yazdığı  makalesinde  şöyle  demektedir: 
“Baytursunoğlu, 1923 yılında “Madeniyet Tarihi” (Kültür Tarihi) isimli kitabı yazmış. Fakat ne yazık ki 
bu kitap zamanında yayımlanmamış ve günümüzde elimize ulaşmamıştır. [7,270] 
Ahmet Baytursunoğlu’nun şâirliği 
1927  yılında  Smağul  Saduakasov,  “  Ahmet  Baytursunoğlu’a  profesyonel  şair  demektense,  onu 
büyük  dava adamı ve âlim olarak tanımlamak daha doğrudur”, diye yazmıştır. Bu, büyük bir ihtimalle 
son 10-15 yıl boyunca (1927 yılına kadar) Baytursunoğlu’nun   şiir yazmamasından, yayımlanan eserinin 
veya  kitabının  olmamasından  dolayıdır.  Yoksa,  Ahmet  Baytursunoğlu’nun  şairlik  yeteneği,  geride 
bıraktığı  şiir  kitapları  onun  büyük  şair  olduğunun  kanıtıdır.  Ahmet  Baytursunoğlu’nun  şiirleri,  “Masa” 
(Sivrisinek)  “Kırık  Mısal”  (Kırk  Misal)  isimli  kitaplarında  1912-1922  yıllar  arasında  Sank-Petersburg, 
Kazan, Orınbor şehirlerinde birkaç defa basılmıştır.   
“Kırık  mısal”  (Kırk  Misal)  ünlü  Rus  edibi  İ.  Krylov’un  şiirlerinin  tercümesi  ve  o  tarzda  yazılan 
şiirlerdir. Baytursunoğlu’nun edebî eserlerinde bu tarzı seçmesinde büyük bir anlam vardır. Fabıl tarzının 
Kazak halkı için de yabancı olmadığını bilerek ve böylece halkı iyiliğe davet etmek, kötülüklerden uzak 
durmayı öğütlemek için en kolay yol olarak  düşünmüştür. 
“Masa”  adıyla  topladığı  şiir  kitabında  yer  alan  şiirler,  şâirin  temel  eserleridir.  Zamanında,  Muhtar 
Awezov  “Kırık  Mısal”ı  “Kalın  Kazak  halkının  devrim  ruhunda  duyduğu  ilk  kelimeler”  diye 
değerlendirmiştir.  “Masa”  kitabını  ise  Kazak  okurlarına  duyurulan  ikinci  millîyetçi  slogan  olarak 
nitelendirmiştir.  
Ahmet Baytursunoğlu’nun Gazeteciliği ve Yazarlığı  
Ahmet  Baytursunoğlu,  döneminin  önemli  yayın  organlarından  “Kazak”  gazetesinin  Genel  Yayın 
Yönetmenliğini  yapmış,  “Aykap”  dergisinin  sayfalarında  sayısız  yazılar  yazarak  görüşlerini  ortaya 
koymuş,  toplumun  yapısını  tanıyabilen  onun  için  endişelenen  bir  gazeteci  yazar  olarak  hafızalarda 
kalmıştır.  
Baytursunoğlu,  genel olarak makale  yazmıştır. 1911 yılında Aykap (2.sayı) dergisinde yayımlanan 
“Kazak  Ölkesi”  (Kazak  Diyarı)    başlıklı  makalesi  ile  başlayarak,  1912-1914  yılları  arasında  Kazak 
gazetesin  ve  Aykap  dergisine  yazdığı  “Oku  Jayı”  (Eğitim  Durumu),  “Bastauış  Mektep”  (İlk  Okul), 
“Kazak Jerin Alu Turasındağı Nizam” (Kazak Yerlerini İstila Etme Öncesi Nizamlar), “Kazak Hem Tört-
Duma” (Kazak Hem  Dört Duma), “Jauap Hat” (Janşa Seydalin mırzağa) (Janşa Seydalin  Bey’e Cevap 
Mektubu),  “Şarua  Jayınan”  (Köy  Hayatı),  “Bul  Zamannın  Soğısı”  (Bu  Zamanın  Savaşı)  gibi  baş 
makalelerde  gündeme  getirdiği  konular,  toplumsal  önemi  açısından  tam  anlamıyla  bir  gazetecilik 
eseridir. 
Ahmet  Baytursunoğlu’nun  gazete  yazıları  sadece  Kazakça  değil  Rus  dilinde  de  yayımlanmıştır. 
“Jizn  Natsiyonalnostey”  (Milletlerin  Hayatı)  isimli  dergide  “Revolyutsia  jane  Kazaktar”  (İhtilal  ve 
Kazaklar)  (1919,sayı  29  (37)), “Tağı  da  Kazakstandağı  Aştık  Jayında” (Bir Kez Daha  Kazakistan’daki 
Açlık Hakkında) (1921, sayı 23 (121)) gibi makaleleri yayımlanmıştır. 
Böylece,  Ahmet  Baytursunoğlu  ilk  olarak  Kazak  alfabesi  islahatçısı  ve  okul  kitaplarının  yazarı, 
ikinci olarak Arap alfabesinin temel alındığı  Kazak yazı dili reformcusudur. Bu  yazı dili,  yirminci  yüz 
yılın ilk on yıllarından itibaren 20. yılların sonuna kadar Kazak kültürüne ve eğitimine hizmet etmiştir. 
Baytursunoğlu’nun  alfabesi,  bu  güne  kadar  kullanılmaktadır:  Çin  Halk  Cumhuriyeti,  Afganistan,  İran 
gibi  ülkelerde  yaşayan  Kazak  kardeşlerimiz  ilk  eğitimlerini  bu  alfabe  ile  alarak  yazılarında  da  bu  yazı 
türünü  kullanmaktadırlar.  Üçüncü  olarak  Ahmet  Baytursunoğlu,  Kazak  dili  ve  edebiyatını,  kültür  ve 
tarihini araştıran ilk filolog, Kazakistan ilmînin temelini atan tarihçi ve âlimlerdendir.  
 
 
 
KAYNAKÇA 

1.Baytursunoğlu A. Til Tağlımı, (haz) Enesov, Mektepov. Almatı, 1992. 
2.Sızdıkova R. Ahmet Baytursunoğlu, Almatı 1990. 
3.Budak, Kazakistan Dünü Bugünü Yarını, Ankara 1999. 
4.Güneşe uçan Kartal, (haz) Kayhan, Muhyayeva. Ankara 2000. 
5.Kazak gazeti, Orınbor, 1913. 
6.Özdemir A. Kazak Türklerinin Büyük Edebi Milliyetçi Aydın A. Baytursunoğlu,Erzurum 1995.  
7.Auezov M. “Ahannın 50 jıldık toyı” Ak Jol gazeti, 1923. 
 
Ahmet Necip Fāzıl Kısakürek’ in Hayatı ve Eserleri 
 
Ауелбекова Шынар 
Сулейман Демирел университеті 
PhD. Аға оқытушы 
Ергалиев Асхат 
Экономика факультеті 
Қаржы бөлімінің 1 курс студенті 
 
Түйіндеме: Мақаламызда атақты түрік ақыны Ахмет Нежип Фазыл Кысакүректің өмірі мен 
шығармашылығына тоқталып өттік. Ақынның өмірі мен еңбектерін кезең кезеңге бөліп оқырман 
қауымға түсінікті болатындай етіп беруге тырыстық.  
 
Ahmet  Necip  Fāzıl  Kısakürek  -  Türk  ve  İslamcı  şair,  yazar  ve  fikir  adamıdır.  Necip  Fazıl,  24 
yaşındayken yayımladığı ikinci şiir kitabı Kaldırımlar ile tanınmıştır. 1934 yılına kadar sadece şair olarak 
tanınmış ve o devirde Türk basınının merkezi olan Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 
1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşayan Kısakürek, 1943-1978 
arasında 512 sayı  yayımlanan Büyük Doğu Dergisi yoluyla İslamcı  görüşlerini kamuoyuna duyuran ve 
Büyük Doğu Hareketi'ne önderlik eden bir siyasi eylemcidir. [1,162] 
Ailesi ve ilk yılları 1904 yılında İstanbul'da Maraşlı bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası o 
sırada  hukuk  öğrencisi  olan  ve  daha  sonraki  yıllarda  Bursa'da  âzâ  mülazımlığı,  Gebze  savcılığı  ve 
Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunan hukukçu Abdülbaki Fazıl Bey; annesi, Girit muhacirlerinden bir 
ailenin kızı olan Mediha Hanım’dır. Ailenin tek çocuğu idi. Ailesi ona "Ahmet Necip" adını verdi. Necip 
adını, babasının büyükbabası Necip Efendi'den aldı. 
Çocukluğu  dönemin  ünlü  hakimlerinden  olan  büyükbabası  Mehmet  Hilmi  Bey'in  Çemberlitaş'taki 
konağında  geçti.  15  yaşına  kadar  önemli  hastalıklar  geçirdi.  4-5  yaşlarında  iken  dedesinden  okumayı 
öğrendi ve büyükannesi Zafer Hanım'ın da etkisi ile tutkulu bir okuyucu haline geldi. 
İlköğrenimini pek çok farklı okulda aldı. Kısa bir süre Gedikpaşa'daki Fransız Frerler Mektebi'nde 
okudu.  1912  yılında  Amerikan  Koleji'ne  kaydedildi  ancak  yaramazlıkları  nedeniyle  bu  okuldan  atıldı; 
eğitimine önce Büyükdere'deki Emin Efendi Mahalle Mektebi 'nde, ardından yatılı bir okul olan ve Raif 
Ogan'ın  yönettiği  "Rehber-i  İttihat  Mektebi"’nde  devam  etti.  Sonraki  yıllarda  yakın  dostu  olacak  olan 
Peyami  Safa'yı  bu  okulda  tanıdı.  Rehber'-i  İtihat  Mektebi'nde  de  fazla  kalmayıp  Büyük  Reşit  Paşa 
Numûne  Mektebi’ne  ve  daha  sonra  seferberlik  sebebiyle  gidilen  Gebze'nin  Aydınlı  Köyü'nün  ilk 
mektebine yazıldı. Kız kardeşi Sema'nın beş yaşında ölümünden sonra annesi vereme yakalanınca ailes 
Heybeliada'ya  taşındı  ve  böylece  Necip  Fazıl  ilk  öğrenimini,  Heybeliada  Numûne  Mektebi'nde 
tamamladı. 
Bahriye Mektebi 1916 yılında, Mekteb-i Fünunu Bahriyey-i Şahane'ye (bugünkü adı ile Deniz Harp 
Okulu'na  imtihanla  girdi.  Beş  yıl  öğrenim  gördüğü  bu  okulda  Yahya  Kemal  Beyatlı,  Ahmet  Hamdi 
Akseki gibi Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi tanınmış isimler görev yapmakta idi. Türk şiir ve düşünce 
hayatının Necip Fazıl'a göre zıt kutbunda yer alacak olan Nâzım Hikmet Ran aynı okulda iki sınıf üstte 
öğrenci  idi.  Necip  Fazıl,  Bahriye  Mektebi'ndeki  öğrencilik  döneminde  şiirle  ilgilenmeye  başladı,  tek 
nüsha elle yazılmış "Nihal" isminde haftalık bir dergi çıkararak ilk yayıncılık faaliyetine başladı. Okulda 
iyi  derece  İngilizce  öğrenerek  Lord  Byron  Oscar  Wilde,  Shakespeare  gibi  batılı  yazarların  eserlerini 
orijinal  dilden  okuma  imkanını  buldu.  Ahmet  Necip  olan  adının  "Necip  Fazıl"  olması  bu  okulda 

gerçekleşti. Bahriye Mektebi'nde üç  yıllık öğrenimini tamamladıktan sonra ilave edilen dördüncü sınıfı 
bitirmedi ve okuldan ayrıldı. İstanbul’un işgali sırasında annesi ile birlikte Erzurum’daki dayısının yanına 
giden Necip Fazıl, bu arada henüz çok genç yaşta olan babasını kaybetti. 
Darülfünun  yılları  1921  yılında  İstanbul  Darülfünûnu  Edebiyat  Medresesi  Felsefe  Şubesi'ne  girdi. 
Bu  okulda  Ahmet  Haşim,  Yakup  Kadri,  Faru  Nafiz,  Ahmet  Kutsi  gibi  dönemin  ünlü  edebiyatçıları  ile 
tanıştı. Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı  Yeni Mecmua dergisinde ilk şiirlerini yayımladı. 1924 
yılında  Maarif  Vekaleti’nin  Avrupa  ülkelerine  eğitim  hayatlarının  devamı  için  gönderilecek  lise  ve 
Darülfünun  öğrencileri  arasında  ilk  grup  için  açtığı  sınavda  gösterdiği  başarı  sonucu,  üniversitedeki 
eğitimini resmen tamamlamış sayıldı ve Paris'e gönderildi. 
Paris  yılları  Sorbonne  Üniversitesi  Felsefe  bölümüne  girdi  (1924).  Bu  okulda  sezgici  ve  mistik 
filozof  Henri  Bergson  ile  tanıştı.  Paris'te  bohem  bir  yaşam  sürdü,  kumar  sevdasına  tutuldu.  Bir  yılın 
sonunda bursu kesildi ve yurda dönmek zorunda kaldı .[2] 
1934 yılına  kadar yaşamı  Paris'teki bohem  hayatına bir  süre  İstanbul'da da devam  etti.  1925'te ilk 
şiir  kitabı  "Örümcek  Ağı"nı  bastırdı.  O  yıllarda  yeni  bir  meslek  olan  bankacılık  alanında  çalıştı.  Bir 
Hollanda bankası olan "Bahr-i Sefit Bankası"'nda başladığı bankacılığa Osmanlı Bankası'nda devam etti. 
Kısa  sürelerle  Ceyhan,  İstanbul,  Giresun  şubelerinde  çalıştı.  1928  yılında  ikinci  şiir  kitabı  olan 
"Kaldırımlar" yayımlandı. Kitap, büyük bir ilgi ve hayranlık topladı. Kumar, içki ve kadın tutkusu devam 
eden Necip Fazıl'ın bu dönemde anılarında "Beyza Hanım" diye kodladığı kokain ile tanıştığı iddia edilir. 
1929 yazının sonlarına doğru gittiği Ankara'da, İş Bankası'na "Umum Muhasebe Şefi" olarak girdi. 
Bu kurumda 9 yıl çalışmış ve müfettişliğe kadar yükselmiştir. Ankara'daki yaşamı sırasında siyasal elit 
ve aydınlar ile yakın ilişki kurdu; Falih Rıfkı ve Yakup Kadri ile sürekli birlikte idi. 
1931-1933 arasında askerlik yaptı. Askerlik hayatının 6 ayı Taşkışla'nın 5. Alayının Zâbit kıtasında 
neferlik;  6  ayı  Harbiye’de  İhtiyat  Zâbit  Mektebi’nde  öğrencilik,  6  ay  aynı  yerde  subaylık  yaptı. 
Askerliğini  yaptıktan  sonra  Ankara'ya  döndü.  Üçüncü  şiir  kitabı  "Ben  ve  Ötesi"'nin  yayınlanmasından 
sonra ününün zirvesine ulaştı. Dergilerdeki hikaye yazılarını "Birkaç Hikaye Birkaç Tahlil" adlı kitapta 
topladı. 
1934-1943 yılları arasındaki yaşamı 1934 tarihi, Necip Fazıl biyografisinde bir dönüm noktası oldu. 
O yıl, bir Nakşî şeyhi olan Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştı. Ahmet Arvasi ile Eyüp Sultan'daki Pierre Loti 
Mezarlığı  yanındaki  Kaşgari  Tekkesi  Camii’ndeki  sohbetleri  sayesinde  ciddi  bir  fikir  ve  zihniyet 
dönüşümü yaşadı. Ahmet Arvasi ile tanışmasını kendisine milat kabul eden Necip Fazıl'ın şiirlerinde bu 
tanışmadan sonra tasavvufi düşüncenin izleri görülmeye başladı. Arvâsî ile tanışmasından sonra yaşadığı 
derin  fikir  buhranın  ardından  hayatının  yeni  dönemindeki  ilk  önemli  eseri  olan  "Tohum"  adlı  tiyatro 
oyununu  yazdı  (1935).  Müslümanlık  ve  Türklük  vurgusunun  ön  planda  olduğu  eser,  Muhsin  Ertuğrul 
tarafından  İstanbul  Şehir  Tiyatroları’ndan  sahnelendi.  Oyun,  sanat  çevrelerinden  büyük  ilgi  gördüğü 
halde  halkın  ilgisini  çekmedi.  1936'da  bir  kültür  –sanat  dergisi  olan  "Ağaç  Mecmuası"'nı  çıkarmaya 
başladı.  İlk  sayısı  14  Mart  1936'da  Ankara'da  çıkarılan  dergi,  ilk  altı  sayıdan  sonra  İstanbul’da 
çıkarılmaya başladı. Dergi, spirütalist özelliklere sahipti ve Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı 
gibi  önemli  edebiyatçılardan  katı  sağlanmaktaydı.  Büyük  ölçüde  İş  Bankası  tarafından  finanse  edilen 
derginin yayın hayatı 16 sayı sürdü. 1937 yılında tamamladığı "Bir Adam Yaratmak" adlı piyesi ilk defa 
1937-38 tiyatro sezonunda, İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye kondu ve 
büyük ilgi  yarattı.  Eser,  insanın ve aklın güçsüzlüğünü ortaya koymakta  ve pozitivizmi, kuru akılcılığı 
reddetmektedir.  1938  yılı  başlarında  yeni  bir  milli  marş  yazılması  için  "Ulus"  gazetesinin  açtığı 
yarışmaya ile ilgili olarak kendisine yapılan teklifi benimsedi ancak yarışmanın vazgeçilmesi şartını öne 
sürmüştü.  Bu  şartı  hemen  kabul  edildi  ve  böylece  "Büyük  Doğu  Marşı"  şiirini  yazdı.  Şiire  verdiği 
"Büyük  Doğu"  adı,  daha  sonra  çıkaracağı  derginin  adı  oldu.  1938  sonbaharında  bankacılıktan  ayrılan 
Necip  Fazıl,  Haber  Gazetesi'ne  girerek  gazeteciliğe  başladı.  Maarif  Vekili  Hasan  Ali  Yücel  tarafından 
atandığı Ankara Devlet Yüksek Konservatuarı'nda öğretim üyeliğini kısa süre sonra bıraktı ve kendisine 
İstanbul'da  bir  görev  verilmesini  istedi.  Güzel  Sanatlar  Akademisi'nin  Yüksek  Mimari  kısmına  atanan 
Necip  Fazıl,  Robert  Kolej'de  edebiyat  öğretmenliği  yaptı.  1934'te  yaşadığı  buhranlı  dönemini  anlatan 
"Çile" adlı şiirini 1939'da yayımladı. 1940 yılında Türk Dil Kurumu hesabına "Namık Kemal" isimli bir 
eser kaleme aldı. Namık Kemal’in 100. doğum yıldönümü dolayısıyla yayımlanan kitapta Namık Kemal'i 
şairliği, romancılığı, oyun yazarlığı, fikir adamlığı konularında yerden yere vurdu. 

1941 yılında Fatma Neslihan Balaban ile evlendi. Bu evlilikten Mehmed (1943), Ömer (1944), Ayşe 
(1948), Osman (1950) ve Zeynep (1954) isimli beş çocuğu oldu. 
1942 kışında yeniden askerlik yapmak üzere 45 gün için Erzurum'a gönderildi. Askerde iken siyasi 
bir  yazı  kaleme  alması  nedeniyle  mahkum  oldu  ve  ilk  kez  hapis  cezası  aldı;  Sultanahmet  Cezaevi'nde 
hapis yattı. 
1943-1949 arasındaki yaşamı Necip Fazıl Kısakürek, 1943 yılından itibaren siyasal tavrını ve Türk 
modernleşmesine  eleştirisini  ortaya  koyan  faaliyetlerine  başlamıştır.  Muhalefet  anlayışını  ifade  eden 
araç,  17  Eylül  1943  günü  ilk  sayısını  çıkardığı  "Büyük  Doğu"  dergisidir.  Büyük  Doğu,  o  dönemde 
çıkarılan tek İslamcı dergidir. Başlangıçta dönemin ünlü isimlerinin yazılarının da yer aldığı dergide daha 
sonra  değişik  takma  adlarla  Necip  Fazıl'ın  yazdığı  yazılar  egemen  olmuştur.  Dergi,  ilk  olarak  1943 
yılının  Aralık  ayında  "dinî  neşriyat  yapmak  ve  rejimi  beğenmemek"  gerekçesi  ile  birkaç  aylığına 
kapatılırken  Necip  Fazıl,  Güzel  Sanatlar  Akademisi  Yüksek  Mimari  bölümündeki  işinden  kovuldu. 
Dergi, Şubat’te tekrar yayınlandı ancak "rejime itaatsizliği teşvik" suçlamasıyla Mayıs 1944'te Bakanlar 
Kurulu kararıyla kapatıldı. Gerekçe, "Allah'a itaat etmeyene itaat edimez" hadisinin Tek parti yönetimini 
işaret ettiğine inanılmasıydı. Necip Fazıl, ikinci defa ikinci askerliğe sevk edilerek Eğirdir'e sürüldü. 
2 Kasım 1945’te  Büyük Doğu'yu  yeniden çıkarmaya başladı. Dergide  artık daha çok dini  yazılara 
yer veriliyordu ve yazıların çoğu, "Adıdeğmez" mahlasını kullanan kendisinin kaleminden çıkmaktaydı. 
Dergisinin  üst  üste  kapatılmalarından  sonra  radikalleşen  Necip  Fazıl,  4  Aralık  1945  günü  gerçekleşen 
Tan  baskını  sırasında  Vakit  Yurdu  denilen  binanın  penceresinden  olayları  izledi  ve  kendisine  sevgi 
gösterisi yaparak binanın önünden geçen gençleri alkışladı. Büyük Doğu, 13 Aralık 1946 tarihli sayıdaki 
yazısı  nedeniyle  tekrar  kapatıldı.  Necip  Fazıl,  dergide  tefrika  edilmeye  başlamış  olan  "Sır"  isimli 
piyesinden  dolayı  "milleti  kanlı  ihtilale  teşvik"  suçlamasıyla  mahkemeye  çıkarıldı.  1947  baharında 
Büyük  Doğu’yu  yeniden  çıkarmaya  başladı.  6  Haziran'da  Rıza  Tevfik'e  ait  "Abdülhamîd'in 
Ruhaniyetinden  İstimdat"  başlıklı  bir  şiirin  yayınlanması  sebebiyle  dergi  mahkeme  kararıyla  tekrar 
kapatılırken Necip Fazıl tutuklandı. Derginin sahibi görünen eşi Neslihan Hanım ile birlikte "Padişahlık 
Propagandası  Yapmak  -  Türklüğe  ve  Türk  Milletine  Hakaret"ten  yargılanan  şair,  1  ay  3  gün  tutuklu 
kaldıktan  sonra  beraat  etti.  Bu  tarihten  sonra  dergide  sadece  İslamcılığı  öven  yazılar  değil;  Yahudilik, 
Masonluk, komünizm düşmanlığı içeren yazılar yayımladı. 1947 yılı içinde "Sabır Taşı" piyesi "C.H.P. 
Sanat Mükâfatı"na lâyık görülse de jürinin verdiği karar Parti Genel İdare Kurulu tarafından iptal edildi. 
Aynı yıl, Büyük Doğu'nun çıkmadığı bir dönemde "Borazan" adlı mizah dergisini üç sayı çıkaran Necip 
Fazıl, hakkındaki beraat kararı 1948 yılında Temyiz Mahkemesi tarafından bozulunca geçimini sağlamak 
için evindeki tüm eşyaları satmak zorunda kaldı.[3, 35-39] 
Büyük Doğu Cemiyeti Sanatçı, 28 Haziran 1949'da Büyük Doğu Cemiyeti'ni kurdu. Başkanı olduğu 
dernekte başka yardımcısı Cevat Rıfat Atilhan ve genel sekreter Abdurrahim Rahmi Zapsu idi. 1950'de 
derneğin ilk şubesi  Kayseri'de açıldı. Necip Fazıl, Kayseri'deki açılıştan İstanbul'a döndükten sonra bir 
yazısı  nedeniyle  tutuklandı;  "Türklüğe  hakaret  davası"'nda  verilmiş  beraat  kararı  Nisan  ayında  temyiz 
mahkemesi  tarafından  bozdurulunca  eşi  Neslihan  Hanım  ile  birlikte  hapse  girdi.  1950  genel 
seçimlerinden  sonra  seçimden  zaferle  çıkan  Demokrat  Parti’nin  çıkardığı  Af  Kanunu  ile  hapishaneden 
tahliye edilen ilk kişi olarak 15 Temmuz'da serbest kaldı. 18 Ağustos 1950'de Büyük Doğu'yu yeniden 
çıkarmaya  başladı.  Necip  Fazıl,  dergide  Adnan  Menderes’e  açık  mektuplar  yayınlayarak  partiyi  İslam 
ekseninde  geliştirmesini  önermekteydi.  O  yıl  Büyük  Doğu  Cemiyeti'nin  Tavşanlı,  Kütahya,  Afyon, 
Soma, Malatya, Diyarbakır şubelerini açtı. 
22  Mart  1951  yılında  "Kumarhane  Baskını"  olarak  anılan  olay  gerçekleşti.  Beyoğlu'nda  bir 
kumarhaneye düzenlenen baskında yakalanan Necip Fazıl, bu olay nedeniyle 18 saat karakolda tutuldu. 
O  dönemki  açıklamalarında  röportaj  yapmak  üzere  kumarhanede  olduğunu  ifade  eden;  daha  sonraki 
yıllarda ise Büyük Doğu'yu koruma için bir adam tutmak üzere orada olduğunu açıklayan Necip Fazıl'a 
göre bu olay Demokrat Parti'nin bir komplosudur. 
30 Mart 1951'de dergisinin 54. sayısını çıkardı. Ancak dergi henüz bayilere dağıtılmadan hakkında 
toplatılma  kararı  çıktı.  Bu  sayıda  yer  alan  imzasız  bir  yazısı  nedeniyle  tutuklanan  Necip  Fazıl,  19  gün 
tutuklu  kaldı.  9  ay  12  günlük  mahkumiyet  kararı  çıkınca  mahkumiyetini  dört  ay  erteletti;  ardından 
hastaneden 3 aylık bir tecil raporu aldı. 

Necip  Fazıl,  başkanı  olduğu  Büyük  Doğu  Cemiyeti'ni  ani  bir  kararla  26  Mayıs  1951'de  feshetti. 
Örtülü ödenekten aldığı paraya karşılık cemiyeti kapattığı iddia edilir. Kurmayı düşündüğü Büyük Doğu 
Partisi'nin  ana  nizamnamesini  15  Haziran  1951'de  Büyük  Doğu  Dergisi'nde  yayımladı.  Öngördüğü 
düzende  CHP'nin  Altı  ok'una  karşılık  Büyük  Doğu'nun  Dokuz  Umdesi,  Milli  Şef'e  karşılık  İslâmi  bir 
yüce  olan  "Başyüce"  vardı.  Programa  göre  faiz,  dans,  heykel,  zina,  fuhuş,  kumar,  içki,  her  türlü  keyif 
verici maddenin yasak olduğu, suçluların kısas yöntemi ile cezalandırılacağı bir ülke yaratılacaktı. Necip 
Fazıl,  Haziran  1951'de  dergiye  ara  verdi.  Son  sayıda  “Müslüman  Türklerin  günlük  gazetesi  çıkacak” 
haberini verdi. Günlük Büyük Doğu Gazetesi 16 Kasım 1951'de yayına başladı. 
Necip  Fazıl'ın  1951'deki  mahkumiyet  kararı  ile  ilgili  hastaneden  aldığı  tecil  raporunun  süresinin 
dolduğu sırada 22 Mayıs 1952'de "Malatya Hadisesi" meydana geldi. O gün Vatan gazetesinin sahibi ve 
başyazarı Ahmet Emin Yalman Malatya'da bir suikast teşebbüsü ile yaralanmıştı. Necip Fazıl, Hüseyin 
Üzmez'i  azmettirmekle  suçlandı.  1951'deki  mahkumiyeti  sebebiyle  9  ay  12  günlük  hapis  cezasını 
çekerken  "Maskenizi  Yırtıyorum"  başlıklı  bir  broşür  yayımlayarak  1943'ten  beri  başına  gelenlerin  ve 
Malatya Hadisesi ile ilgili yaşananların geniş bir muhasebesini yaptı (11 Aralık 1952). Malatya hadisesi 
davası halen devam etmekte olduğundan 1951 mahkumiyeti ile ilgili cezası dolduktan sonra bir süre daha 
tutuklu  kaldı.  Malatya  Davası'ndan  suçsuz  bulununca  1953  yılını  Aralık  ayında  serbest  kaldı.  1957'de 
çeşitli  davalardan  gecikmiş  cezaları  nedeniyle  8  ay  4  gün  daha  hapis  yattı.  1958'de,  Türkiye  Jokey 
Kulübü'nün ısmarlamasiyle "At'a Senfoni" adlı bir eser kaleme aldı. 1960 darbesinden sonra 6 Haziran'da 
evinden alınan Necip Fazıl, 4,5 ay Balmumcu garnizonunda tutuldu. Basın Affı nedeniyle tahliye edilse 
de  Atatürk'e  hakaret  suçu  içerdiği  iddia  edilen  bir  yazısı  nedeniyle  mahkumiyet  kararı  o  Balmumcu'da 
iken  kesinleştiği  için,  tahliye  edildiği  gün  tekrar  tutuklandı  ve  Toptaşı  Cezaevi'ne  sevkedildi.  1  yıl  65 
günlük cezayı doldurduktan sonra 18 Aralık 1961'de serbest kaldı.[4,20] 
1960'tan sonraki yaşamı Serbest kaldıktan sonra, önce Yeni İstiklal, sonra Son posta gazetelerinde 
yazarlığa  başladı.  1963-1964'te  Türkiye'nin  çeşitli  yerlerinde  konferanslar  verdi.  1965'te  "b.d.  Fikir 
Kulübü'nü kurdu. Konferanslar serisini ve günlük yazılarını sürdürdü; bazı eserlerini gazetelerde tefrika 
etti.  1973  yılında  Hacca  gitti.  O  yıl  oğlu  Mehmet'e  "Büyük  Doğu  Yayınevi"'ni  kurdurdu.  "Esselâm" 
isimli  manzum  eserinden  başlayarak  daha  evvel  çeşitli  yayınevlerince  basılmış  eserlerinin  düzenli 
yayınına  başladı  23  Kasım  1975'te  Milli  Türk  Talebe  Birliği  tarafından  Mücadelesinin  40.  Yılı 
münasebetiyle  bir  "Jübile"  tertiplendi.  1976'da,  dergi-kitap  şeklinde,  1980  yılına  kadar  13  sayı  sürecek 
"Rapor"ları, 1978'de de SON DEVRE Büyük Doğu dergisini çıkardı. 26 Mayıs 1980'de Türk Edebiyat 
Vakfı tarafından "Şairler Sultanı" ve 1982 yılında yayınlanan "Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu" isimli 
eseri münasebetiyle de "Yılın Fikir ve Sanat Adamı" seçildi. 
“İman ve İslâm Atlası” adlı eserini yazmak için 1981 yılında Erenköy'deki evinde odasına kapandı. 
Yeni bir Parti kurmak üzere bulunan Turgut Özal'ı sık sık odasına kabul etti, tavsiyelerde bulundu. 
Atatürk aleyhinde işlenen suçlar hakkındaki kanuna aykırı fiilinden dolayı 8 Temmuz 1981 tarihinde 
Atatürk'ün  manevi  şahsına  hakaret  suçundan  hüküm  giydi.  Karar  Yargıtay  9.  ceza  dairesi  tarafından 
onaylandı. Davaya konu olan "Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin," adlı kitabın 
herhangi bir suç unsuru teşkil etmediği mahkemenin atadığı bilirkişi tarafından rapor edilmişse de Necip 
Fazıl "Atatürk'e hakaret etmeye meyilli olmak" gerekçesiyle mahkûm edildi. 
25 Mayıs 1983'te evinde hayatını kaybetti. Cenazesi, Eyüp Sultan Mezarlığı'nda toprağa verildi.[1, 
170] 
Necip Fazıl'ın Vasiyeti 

Достарыңызбен бөлісу:
1   ...   32   33   34   35   36   37   38   39   40




©emirsaba.org 2024
әкімшілігінің қараңыз

    Басты бет